dini radikalizm və ekstremizmlə mübarizə

"Engeller Kalplerde"; Epilepsi Derneği Başkanı Ebru Öztürk ile Engelsizlerin Dünyasındaki Engelleri Konuştuk


​Toplum olarak en büyük sınavı "kâğıt üzerindeki" haklar ile "sokaktaki" gerçekler arasında veriyoruz. Engelli bireylerin hayata katılımı, istihdamı ve uğradıkları psikolojik dışlanma üzerine, sesini her platformda duyurmaya çalışan Epilepsi Derneği Başkanı Ebru Öztürk ile bir araya geldik. Ebru Hanım, her cümlesi tokat gibi patlayan tespitleriyle toplumu, yerel yönetimleri ve karar vericileri açık bir özeleştiriye davet ediyor.
​"Yeme, içme, barınma arzusu insan olmanın en yalın ortak paydası değil midir?"
​Ebru Hanım, engelli hakları konusunda sürekli yasal düzenlemelerden, kotalardan bahsediyoruz. Ancak sokaktaki durum çok farklı. Sizce temel problem nerede başlıyor?
​Ebru Öztürk: Çok temel bir yerden başlayalım: Hayatın temel gereksinimleri söz konusu olduğunda, engelli bir bireyin ihtiyaçları ile engelsiz bir bireyinki arasında en ufak bir fark var mıdır? Yeme, içme, barınma ve nefes alma arzusu, insan olmanın en yalın ortak paydası değil midir? Ancak ne yazık ki toplumsal pratiklerimize ve yasal düzenlemelerimize baktığımızda, bu eşitliğin kâğıt üzerinde bırakılmaktan öteye geçemediğini görüyoruz. Biz hak lütfedilen değil, hakları olan bireyleriz. Ama sistem bizi sürekli "idare edilmesi gereken" birer detay gibi görüyor.
​"%92.5’lik Engelli İşsizliği Hepimizi Derin Derin Düşündürmeli"
​İstihdam verileri de bu kâğıt üzerindeki eşitliği doğruluyor sanırım. Rakamlar bize ne söylüyor?
​Ebru Öztürk: Bugün kamuda %4, 50’den fazla işçi çalıştıran özel sektörde ise %3’lük bir kota ayrılmış durumda. Üstelik bu kota, engelli ve eski hükümlü bireyler arasında paylaştırılıyor. Matematiksel olarak bakıldığında, istihdam oranının kabaca %1.5 seviyelerinde kaldığı, 50’den az çalışanı olan binlerce işletmede ise engelli kadrosunun esamesinin bile okunmadığı bir gerçeklikle karşı karşıyayız.
​Toplumdaki engelli oranının %6.6 olduğu düşünüldüğünde, Eski Engelliler Konfederasyonu Başkanı Turan İçli’nin bir dönem ifade ettiği "%92.5'lik engelli işsizliği" verisi, hepimizi derin derin düşündürmelidir. Engelli birey çalışmak istemiyor değil; sistem, onun engeline uygun doğru iş kollarını organize etmekte yetersiz kalıyor. Görme engelliler için santral veya hukuk, yürüme engelliler için ofis içi görevler, nörolojik rahatsızlığı olanlar için esnek çalışma modelleri... Bunları organize etmek bu kadar zor olmamalı.
​"Bir Ülkenin Kaldırım Yüksekliği, O Ülkenin Medeniyet Seviyesini Gösterir"
​Sadece iş hayatı değil, sokaklar da adeta birer mayın tarlası gibi. Erişilebilirlik konusunda neredeyiz?
​Ebru Öztürk: Bir İngiliz atasözü der ki: "Bir ülkenin kaldırım yüksekliği, o ülkenin medeniyet seviyesini gösterir." Avrupa’nın pek çok şehrinde kaldırımların yüksekliği sadece 4-5 santimetre civarındayken, bizde standartlara uygun yapıldığı iddia edilen kaldırımların tam ortasında bir elektrik trafosu, bir otobüs durağı ya da tekerlekli sandalyenin geçişini imkansız kılan bir ağaç kök salabiliyor!
​Mesele sadece kaldırımlar da değil; iş merkezlerinin umumi giriş kapıları, tuvalet tasarımları, yaya geçitlerinin önüne fütursuzca park edilen araçlar ve asansörü olmayan alt geçitler... Son yıllarda metrobüs ve belediye otobüslerinde yapılan iyileştirmeler elbette umut verici; çünkü "kamusal araç" demek, toplumun tamamına ayırt etmeksizin hizmet verebilen araç demektir. Ancak bu adımlar hâlâ bütünsel bir erişilebilirlik politikasının çok uzağında.

YÖK Dünya Verisi Dünyada engellilerin yükseköğrenime devam etme oranı (%10 - %15)

Türkiye Gerçeği Ülkemizde engellilerin yükseköğrenime devam etme oranı (%0.5)

​Peki Ebru Hanım, bu karamsar tablonun içinde hiç mi umut verici, ezber bozan bir şeyler olmuyor? Bize ilham verecek bir örnek yok mu?
​Ebru Öztürk: Olmaz olur mu! Tarih zaten Stephen Hawking, Aşık Veysel, Beethoven, Timur ve Franklin Roosevelt gibi engelleri zihinlerinde ve ruhlarında aşmış, dünyayı değiştirmiş liderler ve sanatçılarla doludur. Onlar "engelsiz engellilerdi" çünkü çevrelerindeki bariyerlerin arkasına saklanmadılar.

Muazzam Bir Kıvılcım: "Çocuklarımızın Sessiz Çığlığına Ses Olalım"

Muhabirimiz Nur Delice; engelli haftasıyla alakalı, Üç Birliğin Kadın Kolları Genel Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı iken ve ruhumu sarsan taze bir hikaye anlatayım.
​Bundan iki yıl önce, 2024 yılında, çok değerli bir dostumuz tüm "yetişmez, yapma" telkinlerine, yoğun takvimine rağmen bir gün bile kaybetmeye tahammül edemeyerek genel koordinatörlüğünü üstlendiğim muazzam bir etkinliğe imza attım "Çocuklarımızın Sessiz Çığlığına Ses Olalım" programı.
​Savaşın yıkımından kaçıp ülkemizde tedavi gören 150 Gazzeli çocuk ile bizim dezavantajlı engelli çocuklarımızı aynı sahnede buluşturdu bu proje. O gün salonda yaşananlar bir mucizeydi. Görme engelli okulu öğrencilerimizin Kur'an-ı Kerim tilaveti ve başta Magusa Limanı olmak üzere seslendirdikleri şarkılar, salondaki herkesin yüreğini adeta titretti. Onlar gözleriyle değil, gönülleriyle görüp ağıt yaktılar.
​Hemen yanlarında ise, gözlerinde savaşın derin ve karanlık izlerini taşıyan Gazzeli yaralı yavrularımız, Dabke dansı eşliğinde Türkiye ve Filistin bayraklarını dalgalandırarak bizlere birliğin asıl manasını öğrettiler. Programın sonunda engelli bir evladımızın mikrofonu alıp dünyaya haykırdığı o soru, iki yıldır benim de kulaklarımdan silinmedi.
​"Bizler engelsiz engelliler olarak yüreğimizle Gazze'deyiz, ya sizin yüreğiniz nerede? Biz buradayız, ya siz neredesiniz?"
​İşte bu, dünyaya gönderilmiş büyük ve sarsıcı bir kıvılcımdı. Bir rüyanın peşinden giderek, güçlü bir ekip ruhuyla imza atılan bu program, engellerin fizikte değil, kalplerde olduğunu bir kez daha kanıtladı. Demek ki istenince, doğru alan açılınca oluyormuş!

​Son olarak, karar vericilere ve topluma Epilepsi Derneği Başkanı olarak çağrınız nedir?

​Ebru Öztürk: ​"Sadece Mayıs'ta ve Aralık'ta Protokol Masalarında Ağırlanmak İstemiyoruz" Bir STK başkanı olarak hem kurumlara hem de bireylere açık bir çağrıda bulunuyorum. Bizleri sadece Mayıs ayındaki Engelliler Haftası'nda ya da 3 Aralık Dünya Engelliler Günü'nde protokol masalarında ağırlayıp, süslü konuşmalar ve yemek organizasyonlarıyla geçiştirmeyin!
​Fen işlerinin yaptığı kaldırımları yerinde, bizzat tekerlekli sandalyeye oturarak denetleyin.
​İşe alımların kâğıt üzerinde kalıp kalmadığını, engelli bireyin o ofiste gerçekten üretip üretemediğini kontrol edin.
​Ticari ve kamusal alanların uluslararası standartlara uyup uymadığını titizlikle inceleyin.
​Empati yapabildiğimiz, kendimizi karşı tarafın yerine koyabildiğimiz ve sokakta yürürken başımıza her an her şeyin gelebileceğini idrak ettiğimiz gün, toplumsal olarak müreffeh bir seviyeye ulaşacağız. Engellilerin engellenmediği, engelsiz yaşayan engellilerin kaygısız ve mutlu olduğu bir dünyayı hep birlikte inşa edeceğiz. Eminim, bir gün bunu mutlaka başaracağız. Nur Delice

Oxunub: 5
Oxşar xəbərlər
SON XƏBƏRLƏR