Yüreğin Gitmediği Yerde Beden Misafir Kalamaz
Dünya öyle bir eşiğe geldi ki, artık dürüstlerin mahcubiyetle başını eğdiği, arsızların ise zafer çığlıklarıyla en ön safa kurulduğu garip bir tiyatroyu izliyoruz. Şereflilerin de en az şerefsizler kadar başı dik gezebileceği o günün özlemiyle doluyken, en çok da edep ve ahlaka verdiğimiz değer kadar yoruluyoruz.
İçinde bulunduğumuz bu "modern" çağda, etrafımız narsist eylemlerle örülü bir ağ gibi kuşatılmış durumda. Kendi edepsizliğini bir kılıfa uydurup, zeytinyağı gibi üste çıkmayı marifet sayanlar, siz onlardan uzaklaştıkça üzerinize daha çok geliyorlar. Yüzlerindeki o görünmez maske, utanmazlıklarını örten en büyük kalkanları olmuş. "Aman kırılmasınlar," "Aman üzülmesinler," ya da "Bende hakkı var" diyerek değerlerimizden ödün verdiğimiz her an, aslında kendimizden eksiltiyoruz. Oysa çizgimizi bozmadığımızda, o net tepkiyi koyduğumuzda belki yalnız kalıyoruz ama aslında en çok o zaman "kendimiz" oluyoruz.
Yüreğin Gitmediği Yere Beden Yük...
Şunu unutmamalıyız ki İnandığınız değerlere, kişiliğinize ters bir konuda sergilediğiniz o dik duruş, sizi asla kaybettirmez. Belki o an görünmez olursunuz, belki emeğiniz ziyan olmuş gibi hissedersiniz; fakat yüreğinizin olmadığı bir yerde bedeninizi tutmak, ruhunuza yapacağınız en büyük eziyettir. Yüreğin gitmediği yere bedenin gitmesi, taşınması imkansız bir yüktür. Ruh, beden ve yürek bir bütündür. Eğer bu bütünlük bozulursa, geriye sadece acı çeken bir ruh kalır. Bize düşen, o kadim "Oku" emrini yeniden tefekkür etmektir. Sadece kağıdı değil; insanı okumak, doğayı okumak, gözdeki niyeti, sözdeki gizli zehri okumak... Gördüklerimizi okuyamadığımız için kalkanlarımızı nerede indireceğimizi bilemiyoruz.
Karanlığın Sessiz Anlaşması...
Günümüzde insanlar artık birbirlerinin ışığını değil, karanlığını onaylıyor. Bir "sessiz anlaşma" imzalanmış gibi: "Ben senin yanlışını görmeyeyim, sen de benimkini." Çünkü birinin karanlığına dokunmak, kendi karanlığını da görünür kılacaktır. Eleştirmek, kendini açığa çıkarmayı gerektirir ve çoğunluk buna hazır değildir.
İşte bu suskunluk sarmalında yanlışlar normalleşiyor, normalleşen her şey zamanla "doğru" gibi algılanmaya başlıyor. Ve sonunda kimse neyin yanlış olduğunu hatırlamaz hale geliyor. Çürüme tam da burada, bu sessizlikle tamamlanıyor.
Gerçek Bağ Konforda Değil, Gerçektedir.
Bir insanı gerçekten önemsemek, onun her hatasını onaylamak değildir. Aksine, gerektiğinde onu rahatsız etmek, karşısında durmak ve hatta yalnız kalmayı göze almaktır. Gerçek bağlar, konfor alanlarının sahte sıcaklığında değil, hakikatin o sert ama dürüst ikliminde kurulur.
Narsistin vicdanı, merhameti ya da ahlakı olmayabilir; o sahte başarılarıyla yükseliyor gibi görünebilir. Siz şerefinizden susarken, o arsızlığından güç devşirebilir. Ancak unutulmamalıdır ki; zeytinyağı gibi üste çıkanlar, suyun derinliğindeki o temiz ve berrak hakikati asla kirletemezler.
Rabbim bizleri, yorgun hayatlarımıza bilmeden dahil ettiğimiz narsist ruhlardan, yüzünde ar damarı çatlamış olanların şerrinden korusun. Işığı onaylayan değil, karanlığı dahi hakikatle aydınlatmaya talip olan "omurgalı" yüreklere selam olsun.
Nur Delice
Oxunub: 0