İnsan bazen yaptığı işin karşılığında bir makam, bir unvan ya da bir teşekkür beklemez. Sadece verdiği emeğin görülmesini ister.
Çünkü emek, yalnızca harcanan zaman değildir. Emek; yılların, fedakârlığın, sabrın, inancın ve bazen de sessizce göğüslenen hayal kırıklıklarının toplamıdır.
Bir insan yıllarca bir davanın, bir kurumun, bir toplumun ya da bir idealin yanında durabilir. Zor zamanlarda sorumluluk alır, kimsenin görmek istemediği yükleri taşır. Bazen kendi hayatından, ailesinden, zamanından fedakârlık eder. Bunu çoğu zaman alkış almak için değil, inandığı değerler için yapar.
Ama bir gün dönüp baktığında, kendisinden çok daha az emek verenlerin öne çıkarıldığını gördüğünde insanın içinde bir soru belirir:
“Ben nerede yanlış yaptım?”
Aslında mesele her zaman bir görevin verilmemesi değildir.
Mesele, yıllarca verilen emeğin yok sayıldığını hissetmektir.
İnsanı asıl yaralayan budur.
Çünkü görevler değişir, makamlar gelip geçer. Fakat insanın içinde taşıdığı adalet duygusu kolay kolay susmaz.
Bugün toplumumuzun birçok alanında aynı duyguyu görüyoruz. İş hayatında, siyasette, sivil toplumda, kurumlarda… Çok çalışan değil, bazen daha görünür olan; çok üreten değil, kendisini daha iyi anlatan; yıllarca emek veren değil, doğru zamanda doğru yerde bulunan kişi öne çıkabiliyor.
Bu durum yalnızca emek veren insanı kırmıyor. Aynı zamanda gençlere de yanlış bir mesaj veriyor:
“Çalışmak yetmez.”
Oysa biz çocuklarımıza, gençlerimize başka bir şey söylemeliyiz.
Çalışmanın, dürüstlüğün, sadakatin, liyakatin ve alın terinin değerli olduğunu…
İnsanların birbirinin önüne geçmek için değil, birbirini tamamlamak için var olduğunu…
Bir kuruma ya da bir davaya yıllarını veren insanların unutulmaması gerektiğini…
Elbette herkes her görevi alamaz. Her makam herkese verilemez. Her beklentinin karşılanması da mümkün değildir.
Ama insanlara değer vermek başka bir şeydir.
Bazen bir telefon, bazen bir teşekkür, bazen “Senin emeğini görüyoruz” demek bile yılların yorgunluğunu hafifletir.
Çünkü insan, görülmek ister.
Duyulmak ister.
Ve en önemlisi, hakkının ve emeğinin adalet duygusu içinde değerlendirildiğine inanmak ister.
Ben şuna inanıyorum:
Bir toplumu güçlü yapan yalnızca büyük projeler, büyük sözler veya büyük makamlar değildir. O toplumu güçlü yapan, emeğe gösterilen saygıdır.
Çünkü emek değersizleşirse vefa azalır.
Vefa azalırsa güven azalır.
Güven azalırsa insanlar birbirinden uzaklaşır.
Ve sonunda en büyük kaybı yalnızca emek veren insan değil, hepimiz yaşarız.
Bu nedenle artık birbirimize şu soruyu daha sık sormalıyız:
“Bu insan ne kadar görünür?” değil, “Bu insan ne kadar emek verdi?”
Çünkü gerçek değer, çoğu zaman alkışların olduğu yerde değil; kimsenin görmediği zamanlarda verilen mücadelede saklıdır.
Ve unutmayalım:
Bir insanın emeğini görmezden gelmek, yalnızca geçmişini değil, geleceğe olan inancını da incitir.
Belki de bugün hepimizin yeniden öğrenmesi gereken en önemli şeylerden biri budur:
Emeğe saygı, insana saygıdır
Oxunub: 4