Türk toplumunun tarih boyunca en güçlü dayanaklarından biri aile olmuştur. Aile; yalnızca aynı evde yaşayan insanların birlikteliği değil, sevginin, dayanışmanın, sorumluluğun ve toplumsal değerlerin öğrenildiği ilk yerdir.
Ancak bugün Türk aile yapısı ciddi bir dönüşümden geçiyor.
Ekonomik sıkıntılar, yüksek yaşam maliyetleri, konut ve kira sorunları, gençlerin gelecek kaygısı, şehirleşme ve teknolojinin hayatımızdaki ağırlığı aile ilişkilerini de değiştiriyor. Aynı evin içinde yaşayan insanların birbirleriyle daha az konuştuğu, aynı sofrada bile farklı ekranlara baktığı bir döneme tanıklık ediyoruz.
Bu değişimi yalnızca “değerlerimiz bozuluyor” diyerek açıklamak yeterli değildir. Çünkü aileyi ayakta tutan değerlerin yanında, o değerlerin yaşanabilmesi için gerekli sosyal ve ekonomik şartlar da vardır.
Kadınların çalışma hayatındaki yeri değişirken aile içindeki sorumlulukların da değişmesi gerekiyor. Güçlü aile, kadının bütün yükü omuzladığı aile değildir. Güçlü aile; kadın ve erkeğin birbirine destek olduğu, çocukların sevgi ve güven içinde büyüdüğü ailedir.
Gençlerimizi de yalnızca eleştirmek yerine anlamalıyız. Onların dünyası bizim dünyamızdan farklı. Teknoloji, sosyal medya ve değişen yaşam biçimleri gençlerin düşüncelerini ve ilişkilerini etkiliyor. Onları kazanmanın yolu yasaklardan önce iletişimden, nasihatten önce dinlemekten geçiyor.
Bugün ihtiyacımız olan geçmişe dönmek değil; geçmişimizin güzel değerlerini geleceğin şartlarıyla buluşturmaktır.
Aileyi korumak istiyorsak gençlerin yuva kurabildiği, çocuk sahibi olmanın ekonomik bir korkuya dönüşmediği, kadınların güvende ve özgür olduğu, yaşlıların yalnız bırakılmadığı bir toplum düzenini de oluşturmalıyız.
Çünkü aile yalnızca özel hayatımızın değil, toplumun geleceğinin meselesidir.
Güçlü aile, güçlü toplum demektir.
Ve bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Çocuklarımıza nasıl bir aile ve nasıl bir toplum bırakacağız?
EMİNE ULUSAN
Oxunub: 0