
Yeni nesli anlamak için önce onları yargılamayı bırakmamız gerekiyor.
Onlar bizim yaşadığımız dünyada doğmadılar. Bizim için uzaklık olan şey onlar için bir ekran mesafesi kadar yakın; bizim için iletişim olan şey ise onların dünyasında çoğu zaman birkaç kelime, bir emoji ya da bir “görüldü” işaretinden ibaret.
Hiç olmadıkları kadar çok insanla bağlantı halindeler ama hiç olmadıkları kadar yalnızlar.
Her gün başkalarının hayatlarını izliyor, başarılarını görüyor, mutluluklarına şahit oluyorlar. Kendi hayatlarını ise sürekli başkalarının hayatlarıyla karşılaştırıyorlar. Daha güzel olmak, daha başarılı olmak, daha çok kazanmak, daha iyi görünmek, daha çok beğenilmek zorundaymış gibi hissediyorlar.
Ve bütün bunların arasında kendilerine şu soruyu soruyorlar:
“Ben gerçekten yeterli miyim?”
Yeni neslin en büyük mücadelesi belki de budur.
Onlara sürekli güçlü olmaları söyleniyor. Ama kimse güçlü görünmenin ne kadar yorucu olduğunu sormuyor. Gelecekleri için plan yapmaları bekleniyor; fakat nasıl bir gelecek kurabilecekleri konusunda onlara güvenli bir zemin sunulmuyor.
Bir yandan özgür olmak istiyorlar, diğer yandan yalnız kalmaktan korkuyorlar.
Ailelerinin sevgisini istiyorlar ama anlaşılmadıklarını düşündüklerinde kendilerini geri çekiyorlar. Konuşmak istiyorlar ama eleştirilmekten korkuyorlar. Kendi hayatlarının kararlarını vermek istiyorlar ama yanlış yapmanın bedelinden çekiniyorlar.
Belki de bu yüzden bazen bize ilgisiz, sabırsız veya uzak görünüyorlar.
Oysa belki de içlerinde, kimsenin göremediği büyük bir mücadele taşıyorlar.
Onları sadece “telefonundan başını kaldırmayan gençler” olarak görmek büyük bir haksızlık olur. Çünkü o telefonların arkasında kaygıları, hayalleri, kırgınlıkları, aşkları, başarısızlıkları ve anlatamadıkları hikâyeleri var.
Biz onlara daha çok nasihat vermek yerine biraz daha fazla kulak vermeliyiz.
Çünkü her kuşak kendi çağının yükünü taşır.
Yeni neslin yükü ise görünmeyen bir yük.
Onları değiştirmeye çalışmadan önce anlamalıyız. Onlara sürekli “Biz sizin yaşınızdayken…” demek yerine, “Sen bugün ne yaşıyorsun?” diye sormalıyız.
Çünkü bir gencin ihtiyacı her zaman bir öğüt değildir.
Bazen sadece anlaşılmaktır.
Ve belki de yeni nesli kurtaracak en önemli şey; daha fazla teknoloji, daha fazla başarı ya da daha fazla para değil…
Kendilerini oldukları haliyle değerli hissedebilecekleri bir toplumdur.
Onlara güvenelim.
Dinleyelim.
Yanlarında olalım.
Çünkü geleceği emanet edeceğimiz gençleri anlamadan, geleceği inşa edemeyiz.
Emine Ulusan