dini radikalizm və ekstremizmlə mübarizə

Bir Yudum İçkinin Gölgesinde Kaybolan Akıl


Saat gece yarısını geçmişti.

Apartmanın altında yükselen kavga sesleri, gecenin sessizliğini çoktan parçalamıştı. Önce ne olduğunu anlamaya çalıştık. Ardından içimizden aynı cümle geçti:

“İnşallah kötü bir şey olmaz…”

Dakikalar ilerledikçe sesler dinmedi. Küfürler, bağırışlar, öfke ve kontrolünü kaybetmiş bir insanın aynı cümleleri tekrar tekrar haykırması…

Yaklaşık bir saat boyunca aşağıdaki tartışmayı dinledik. Komşular müdahale etmeye, arkadaşları genci sakinleştirmeye çalışıyordu. Fakat alkolün etkisiyle kendisini kaybetmiş bir insanı, ne arkadaşları ne de komşuları zapt edebiliyordu.

Olayın başlangıcı ise neredeyse akıl almaz derecede basitti.

Yolda yürürken yere tüküren genç, karşı apartmandan birinin buna tepki göstermesi üzerine tartışmaya başladı. Ardından annesine ve eşine küfür edildiğini söyleyerek öfkelendi.

Fakat öfke, kısa sürede kontrolden çıktı.

“Benim anneme nasıl küfür edersiniz?” diye başlayan sözler, karşı tarafın annesine, eşine ve ailesine yöneltilen ağır küfürlere dönüştü.

Bir insanın öfkelendiğinde ne söyleyebileceğini bilmemesi, belki de asıl tehlikenin başladığı noktadır.

Çünkü insan öfkelendiğinde yalnızca sesini yükseltmez; bazen aklının önüne öfkesini koyar.

O gece gördüğümüz tam olarak buydu.

Arkadaşları gencin yanına giderek ismiyle hitap ediyor, “Gel, biraz dolaşalım. Bir şeyler ısmarlayalım, sakinleş. İstersen biraz kafanı dinle.” diyerek onu arabaya bindiriyordu.

Bir süre sonra geri dönüyordu.

Ve küfürler yeniden başlıyordu.

Gencin ayakta durmakta zorlandığı, ne söylediğini tam olarak bilemeyecek kadar alkolün etkisinde olduğu anlaşılıyordu. Üstelik birkaç gün sonra baba olacak bir gençten söz ediyoruz.

Düşündükçe insanın içi daha da acıyor.

Birkaç gün sonra dünyaya gelecek çocuğunu düşünmesi gereken bir baba adayı, o gece öfkesinin esiri olmuştu.

Eşini, doğacak çocuğunu, ailesini, hatta kendi geleceğini bile düşünemeyecek durumdaydı.

Belki sabah olduğunda söylediklerinin hiçbirini hatırlamayacaktı.

Ama ya o gece söyledikleri yalnızca söz olarak kalmasaydı?

Ya öfke bir sonraki aşamaya geçseydi?

Ya bir kapı kırılmış, bir cam parçalanmış, bir bıçak çekilmiş ya da bir insanın hayatı geri dönüşü olmayan şekilde değişmiş olsaydı?

İşte asıl korkutucu olan budur.

Alkol sadece içilen bir şey değildir

Yıllardır bağımlılıkla mücadele alanında konuşurken özellikle alkolün aileler üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekiyorum.

O gece, bunun yalnızca anlatılan bir mesele olmadığını; insanın gözlerinin önünde yaşanabileceğini bir kez daha gördüm.

Alkol, bazı insanlarda muhakemeyi zayıflatıyor, öfke kontrolünü bozabiliyor ve kişinin davranışlarının sonuçlarını değerlendirme yetisini ciddi biçimde etkileyebiliyor.

Elbette her alkol kullanan insan şiddet uygulamaz.

Fakat alkol ile öfke, kontrol kaybı, silah veya başka riskli davranışlar bir araya geldiğinde ortaya çıkabilecek tehlikeyi küçümsememek gerekir.

Çünkü aile içi şiddetin, cinayetlerin ve yuvaların dağılmasının ardında çoğu zaman tek bir sebep yoktur.

Kıskançlık, öfke, bağımlılık, kontrolsüzlük, psikolojik sorunlar, ekonomik sıkıntılar, iletişimsizlik ve daha birçok etken birbirine eklenebilir.

Bazen de bütün bunların fitilini küçücük bir tartışma ateşleyebilir.

O gece olduğu gibi…

Bir tükürük meselesi, saatler süren küfürleşmeye dönüşebiliyorsa, insanın kendisine sorması gereken soru şudur: Bir anlık öfke gerçekten hayatımızdan daha mı değerli?

“Benim anneme küfrettiler” diyerek başlayan öfke

İnsanın annesine, eşine veya ailesine yönelik hakaret karşısında öfkelenmesi anlaşılabilir bir duygudur.

Fakat hakarete uğramak, başka bir insanın annesine, eşine, çocuğuna veya ailesine hakaret etme hakkı vermez.

Haksızlığa uğradığını düşünen insanın da sınırı vardır.

Çünkü öfke, adalet değildir.

İntikam hiç değildir.

Hele ki alkolün etkisinde, muhakeme yeteneği zayıflamış bir haldeyken alınan kararlar, kişinin yalnızca kendisini değil; hiç ilgisi olmayan insanları da felakete sürükleyebilir.

O gece komşuların bir kısmı aşağıya indi.

Sakinleştirmeye çalıştılar.

Arkadaşları onu uzaklaştırdı.

Bir süre sonra polis geldi.

Ancak o sırada insanın zihninde başka bir soru vardı:

Ya bu genç sakinleşmezse?

Ya geri dönerse?

Ya bir sonraki gelişinde elinde başka bir şey varsa?

Çünkü karşı apartmanın insanları artık kapılarını, pencerelerini kapatmış; kendilerini evlerine çekmişti.

Bir insanın öfkesinden korunmak için insanların kendi evlerine sığınmak zorunda kalması, üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken bir toplumsal tablo değil midir?

Birkaç gün sonra doğacak çocuk ne olacak?

Belki de gecenin en ağır tarafı buydu.

Bir insanın dünyaya gelmesine sayılı günler kalmış.

Baba olacak bir genç…

Ama o gece öfkesine yeniliyor.

Henüz doğmamış çocuğunun babası, birkaç saatlik öfkesinin esiri oluyor.

İnsan düşünmeden edemiyor:

Çocuklarımızı dünyaya getirmek kadar, onların yaşayacağı dünyayı da düşünmek zorunda değil miyiz?

Bir baba, çocuğuna yalnızca ekmek götürmekle baba olmaz.

O çocuğa öfkesini kontrol etmeyi, insanlara saygı göstermeyi, hakaret karşısında bile sınırını korumayı da öğretmek zorundadır.

Çünkü çocuklar, çoğu zaman söylediklerimizden çok yaptıklarımızı öğrenir.

Bir gecenin bize anlattığı büyük gerçek

Biz bazen kültürümüzü, düğünlerimizi, geleneklerimizi, aile sofralarımızı, birlik ve beraberliğimizi anlatır; bunlarla gurur duyarız.

Ne güzel…

Fakat aynı toplumun başka bir sokağında, birkaç saat sonra bir insanın öfkesine ve bağımlılığının sonuçlarına tanıklık ediyorsak, burada da kendimize dönüp bakmamız gerekir.

Mesele yalnızca “içki içti” demek değildir.

Mesele, insanın kendisini kaybettiği noktada çevresindeki insanların can güvenliğinin nasıl korunacağıdır.

Mesele, bağımlılıkla mücadeleyi yalnızca broşürlere, konferanslara ve sloganlara bırakmamaktır.

Mesele, gençlerimize öfke kontrolünü, bağımlılığın sonuçlarını, aile sorumluluğunu ve gerektiğinde profesyonel yardım almanın bir zayıflık değil, sorumluluk olduğunu anlatabilmektir.

Çünkü bazen bir insanın hayatı, yalnızca bir anlık öfkenin birkaç saniye sonrasında değişebilir.

Ve bazen bir aile, yıllarca sürecek bir acıyı yalnızca birkaç dakikalık kontrol kaybı yüzünden yaşayabilir.

Öfkenin de bir bedeli var

Gece saat 01.00'e yaklaşırken hâlâ aynı soruyu düşünüyordum.

Hayat gerçekten bu kadar değersiz mi?

Bir insanın birkaç dakikalık öfkesi için kendi hayatını, eşini, annesini, doğacak çocuğunu ve karşısındaki insanların hayatını riske atması ne kadar büyük bir kayıp…

“Yere tükürdüm” diye başlayan bir tartışmanın saatlerce süren küfürleşmeye dönüşmesi, bize aslında çok daha büyük bir meseleyi gösteriyor:

İnsan, kendisini kaybettiği anda ne kadar ileri gidebileceğini bilemez.

Bu nedenle bağımlılıkla mücadele yalnızca bağımlı olan kişiyi kurtarmak değildir.

Onun ailesini, eşini, çocuklarını, komşularını ve hatta hiç tanımadığı insanları da korumaktır.

Ve belki de en önemlisi şudur:

Sarhoşluk bir mazeret olabilir; fakat hiçbir zaman başkasının hayatını tehlikeye atmanın bahanesi olmamalıdır.

O gece kimsenin canı yanmadan biten bir tartışmanın ardından şükretmek gerekir.

Ama yalnızca şükretmek yetmez.

Bir sonraki gece aynı şey yaşanmasın diye de düşünmek gerekir.

Çünkü toplum olarak bazı faciaları yaşandıktan sonra konuşmak yerine, yaşanmadan önce önlemek zorundayız.

Bir annenin evladını, bir kadının eşini, bir çocuğun babasını kaybetmesini beklemeden…

Bir damla alkolün, bir anlık öfkenin ve birkaç ağır sözün bir hayatı geri dönülmez biçimde değiştirebileceğini anlamak zorundayız.

O gece bir kavganın sesini dinlemedik sadece.

Aslında toplumun görünmeyen bir yarasına kulak verdik.

Ve ben hâlâ aynı cümleyi düşünüyorum.

İnsan, kendisine verilen hayatı bir anlık öfkeye teslim edecek kadar ucuz görmemeli.

Nur Delice
Gazeteci & Yazar

Oxunub: 0
Oxşar xəbərlər
SON XƏBƏRLƏR