Her yıl 26 Haziran geldiğinde, uyuşturucuyla mücadeleye dair açıklamalar yapılır, farkındalık mesajları paylaşılır, istatistikler konuşulur. Ancak bu yıl sokaklarda farklı bir ses yükseldi.
Türkiye'nin dört bir yanından gelen aileler, evlatlarının sessiz çığlığını duyurabilmek için kilometrelerce yol kat etti. Kimi içindeki yorgunluğu, feryadı taşıdı, kimi gözyaşı döktü, kimi de Genel Merkezde Cumhurbaşkanına ulaştırılmak üzere umutlarını birkaç satırlık forma sığdırmaya çalıştı.
Aslında hepsinin söylediği cümle aynıydı.
"Bizi dinlemeniz yetmiyor, bize uzanacak bir el istiyoruz."
Bağımlılık artık yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. Bu sorun, bir evin huzurunu, bir annenin uykusunu, bir babanın umutlarını ve bir gencin geleceğini aynı anda elinden alan toplumsal bir afete dönüşmüştür.
Yıllarca televizyon ekranlarında başarılı operasyonlar izledik. Sokak satıcılarına yönelik baskınlar, ele geçirilen uyuşturucular, narkotik ekiplerinin fedakârca mücadelesi... Elbette bunlar son derece kıymetlidir. Ancak madalyonun diğer yüzünde her geçen gün çoğalan bağımlılar, çaresizlik içinde bekleyen aileler ve sentetik maddelerin hızla değişen tehlikeli yüzü bulunmaktadır.
Bugün sentetik uyuşturucular, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de gençleri hedef almaktadır. Üstelik bu maddeler yalnızca kullanan kişiyi değil; ailesini, çevresini ve toplumun güvenliğini de derinden etkilemektedir. Maddeye ulaşmak için başlayan çaresizlik, zamanla suç örgülerini besleyen yeni halkalara dönüşebilmektedir.
Bu nedenle bağımlılıkla mücadele sadece emniyet güçlerinin omuzlarına bırakılabilecek bir görev değildir. Eğitimden sağlığa, aile politikalarından yerel yönetimlere, medyadan sivil toplum kuruluşlarına kadar herkesin ortak sorumluluk üstlenmesi gereken millî bir mücadeledir.
Bağımlı birey, çoğu zaman sadece maddeyle savaşmıyor; yalnızlıkla, değersizlik duygusuyla, travmalarıyla ve umutsuzlukla da mücadele ediyor. Onu yeniden hayata kazandıracak olan şey ise yalnızca tedavi değil; kabul görmek, anlaşılmak ve yeniden umut edebilmektir.
Unutmamalıyız ki bağımlılığı önlemek, bağımlıyı dışlamakla değil; ona ulaşmakla mümkündür.
Bugün sokaklarda yürüyen aileler aslında yalnız kendi evlatları için değil, yarının çocukları için seslerini yükselttiler. Çünkü biliyorlar ki bu ateş, düştüğü yeri yakmakla kalmıyor; zamanla bütün toplumu etkisi altına alıyor.
26 Haziran bir takvim yaprağından ibaret olmamalıdır. Bugün verilen sözler yarın unutulmamalı; mücadele bir güne değil, yılın her gününe yayılmalıdır.
Çünkü kurtarılan her genç, yalnızca bir hayat değildir. Kurtarılan bir aile, yeniden yeşeren bir umut ve geleceğe bırakılmış en değerli mirastır.
Nur Delice
Oxunub: 0