dini radikalizm və ekstremizmlə mübarizə

SAĞLIK VE ZAMAN; İHMAL EDİLDİĞİNDE BEDELİ AĞIR OLAN İKİ NİMET


Hayatın kıskacında yaşayan insanların her birinin ardında onlarca hikâye vardır. Kimi zaman yıllar süren mücadelelerin, kimi zaman da bir anda değişen kaderlerin hikâyesidir bu. İnsanlar bir ömür boyunca çalışır, çabalar, mücadele eder. Ancak çoğu zaman ne için mücadele ettiğini, neyi ihmal ettiğini fark edemez.
Bugün üzerinde durmamız gereken konu ise çoğu zaman görmezden geldiğimiz, kıymetini ancak kaybettiğimizde anladığımız iki büyük nimet: sağlık ve zaman.
Çünkü sağlık da zaman da kaybedildiğinde geri gelmeyen iki hazinedir.
Son bir ay içinde yaşanan bir olay, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Aylarca, yıllarca yaşam mücadelesi veren bir hasta; yediğine içtiğine dikkat eden, hayatını mümkün olduğunca dengede tutmaya çalışan biri. Ancak bir noktada karşısına “alternatif ürün” adı altında önerilen bazı takviyeler çıkıyor.
Kendini doktor olarak tanıtan bir kişi tarafından tavsiye edilen bu ürünler, kritik bir hastaya hiç sorgulanmadan öneriliyor. Oysa yapılması gereken ilk şey çok basitti.
Hastaya şu sorular sorulmalıydı:
Herhangi bir alerjiniz var mı?
Daha önce kullandığınız bir ilaç ya da gıdada alerjik reaksiyon yaşadınız mı?
Hangi hastalıklar için tedavi görüyorsunuz?
Ne yazık ki bu soruların hiçbiri sorulmadan, oksijen makinesine bağlı kritik durumdaki bir hastaya balık yağı, propolis, arı sütü ve aloe vera gibi birden fazla takviye ürün önerildi.
Daha da düşündürücü olan ise, önerilen ürünlerin sayısının bir ikiyle sınırlı kalmamasıydı.
Hasta yakınlarının sorduğu sorulara verilen cevap ise şaşkınlık yarattı. Tavsiyeyi yapan doktor, yalnızca bir iki ürün önerdiğini, diğer ürünlerin ise şirket yetkilileri tarafından “paket halinde” önerildiğini ifade etti.
Bu durum ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor:
Türkiye’de insan hayatı bu kadar kolay mı riske atılabiliyor?
Normal şartlarda sağlıklı bir insan için bu tür takviyeler belki sıradan görülebilir. Ancak alerjik bir bünyeye sahip bir hasta için durum tamamen farklıdır.
Balık alerjisi olan birine balık yağı,
polen alerjisi olan birine propolis,
hassas bir bünyeye sahip birine arı ürünleri verilmesi ciddi sonuçlar doğurabilir.
Nitekim bu olayda da sonuç ağır oldu.
Kısa süre içerisinde hastada ciddi reaksiyonlar gelişti ve durum hızla kötüleşti. Yapılan değerlendirmelerde karaciğer değerlerinde ciddi bozulmalar tespit edildi ve hasta yoğun bakıma kaldırıldı.
Bir doktorun ifadelerine göre kullanılan ürünlerin karaciğer üzerinde tetikleyici bir etki oluşturmuş olabileceği değerlendirildi ve kesin tablo yapılacak tetkiklerle netleşecekti.
Bu noktada insanın aklına şu sorular geliyor:
Eğer hasta zamanında 112 ekipleri tarafından hastaneye yetiştirilemeseydi ne olacaktı?
Bu ürünler bir ay boyunca kullanılmaya devam edilseydi sonuç ne olacaktı?
Bazen bir ihmalin bedeli yalnızca sağlık değil, bir hayat olabilir.
Burada yapılması gereken en önemli şey öz muhasebedir.
Bugün internet üzerinden satılan ya da “doğal ürün” adı altında pazarlanan pek çok takviye bulunmaktadır. Bu ürünlerin bazıları bilimsel çalışmalarla desteklenmiş olabilir. Ancak bu durum, her insanın bünyesinde aynı etkiyi göstereceği anlamına gelmez.
Basit bir örnek vermek gerekirse:
Çilek bir meyvedir ve milyonlarca insan tarafından sorunsuz tüketilir.
Ancak çileğe alerjisi olan biri için birkaç tane çilek bile ölümcül sonuçlar doğurabilir.
Mantar da doğanın bir parçasıdır.
Fakat mantar alerjisi olan biri için aynı durum geçerli değildir.
Bu nedenle özellikle kronik hastalığı olan, alerjik bünyeye sahip veya kritik durumda bulunan hastalarda herhangi bir ürünün kullanılmadan önce mutlaka uzman hekimler tarafından değerlendirilmesi gerekir.
Bu olayda ise en kritik müdahale hasta yakını tarafından yapıldı. Yoğun bakımda tedavi gören hastanın kızı durumu fark ederek ürün kullanımını durdurdu ve hastanın acilen hastaneye kaldırılmasını sağladı.
Belki de bu müdahale bir hayatın kurtulmasına vesile oldu.
Bu tür olaylar aslında toplum olarak almamız gereken dersleri açıkça gösteriyor. Çünkü internet ortamında yapılan sayısız şikâyet ve yaşanmışlık, bilinçsiz ürün kullanımının nasıl ciddi sonuçlara yol açabileceğini defalarca ortaya koymuştur.
Sağlık ve zaman, insana verilen en büyük nimetlerdir.
Sağlığımızı kaybettiğimizde geleceğe dair zamanımız kalmayabilir.
Zamanımızı boşa harcadığımızda ise sağlıklı bir hayatın getireceği güzelliklerden mahrum kalabiliriz.
Hastane koridorlarında geçirilen uzun geceler, insanın hayat muhasebesi yaptığı anlardır. O anlarda insan kendine şu soruları sormadan edemez.
“Bu insanlar için verdiğim emek buna değer miydi?”
“Bu kadar zamanı heba etmeye değer miydi?”
“Allah rızası için çıktığım bu yolda gerçekten doğru olanı yapabildim mi?”
Belki de yaşanan tüm bu süreçler, insanın kendini yeniden tanımasına vesile olur. Çünkü hayatın gerçek öğretmeni çoğu zaman yaşadığımız acılardır.
Her yaşanmışlık, her hikâye bize bir ders verir.
Belki de bizi biz yapan şey; yaşadıklarımız, gördüklerimiz ve bu yaşanmışlıklardan çıkardığımız derslerdir.
Hastanelerin yoğun bakım servislerinde, müşahede odalarında ve koridorlarında yatan her hastanın kendine ait bir hikâyesi vardır. Kimi stresin yüküyle, kimi yılların yorgunluğuyla, kimi de ihmalin bedeliyle o sedyelere uzanmıştır.
Bu hikâyeleri dinledikçe insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Her sınav, insana yeni bir ders öğretmek için mi geliyor?
Belki de öyledir.
Belki de o hastane kapısından taburcu olarak çıkan her insan, sağlık ve zamanın kıymetini en derinden öğrenmiş olarak hayata yeniden başlıyordur.
Çünkü sağlık geri geldiğinde insan artık değersiz işlerin peşinde koşmak yerine hayatın kıymetini daha iyi anlar.
Bu süreçte sağlık çalışanlarının özverisi de göz ardı edilemez. Özellikle takipli hastalarına büyük bir sorumluluk bilinciyle yaklaşan, gece gündüz demeden mücadele eden doktorlar toplum için büyük bir değerdir.
Nitekim yoğun bakım sürecinde hastanın tedavisini büyük bir titizlikle yürüten Prof. Dr. Serhat Erol ve ekibi, hastanın yeniden hayata tutunması için büyük bir çaba göstermiştir.
Bu özverili çalışmalar, hasta ile doktor arasındaki güven bağının ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
Hayat bazen bize ağır sınavlar verir. Ancak bu sınavlardan çıkarılan dersler, geleceğimizi daha bilinçli ve daha güçlü bir şekilde kurmamıza yardımcı olur.
Ve belki de en büyük gerçek şudur:
Sağlık ve zaman…
İnsanın sahip olduğu en büyük iki hazinedir.
Onları kaybetmeden kıymetini bilmek ise hayatın en büyük hikmetidir.
Nur Delice..02.04.2026

Oxunub: 162
Oxşar xəbərlər
SON XƏBƏRLƏR