dini radikalizm və ekstremizmlə mübarizə

Modern Zamanların "Ahlak" Çıkmazı; Yıkılan Aileler ve Kaybolan Samimiyet


Diyanet bünyesinde görev yapan bir aile danışmanının dudaklarından dökülen o acı itiraf, aslında bir toplumun manevi bağışıklık sisteminin ne denli çöktüğünün resmi vesikasıdır. "Evliliklerde aldatma oranı maalesef artık elli elliye ulaştı." Bu sadece bir istatistik değil, bir medeniyetin üzerine titrediği "iffet" kalesinin surlarında açılan devasa bir gediktir. Müslüman bir toplumun genetik kodlarında "emanet" olarak görülen eş kavramı, ne ara "fifti fifti" gibi soğuk bir matematiksel veriyle anılır oldu?

​Rahim Sıfatının Gölgesinden, Bencilliğin Çukuruna. ..
​Cenab-ı Hakk’ın "Rahim" sıfatı bize merhameti, koruyup kollamayı ve şefkati fısıldar. Aile, bu sıfatın dünyadaki tecelligahı olmalıydı. En kutsal, en mahrem ve en temiz nesilleri yetiştirmesi gereken o sıcak yuva, şimdilerde modern dünyanın "özgürlük" adı altındaki bencilliğine kurban ediliyor. Kadın ve erkeğin fıtri dengesi bozulunca, ortaya çıkan "sahte eşitlik" sadece vefayı ve sadakati öldürdü. "Hadi eşitlik kazanıldı, hayrını görün" diyesi geliyor insanın; ama ortada hayır değil, sadece darmadağın olmuş çocuk kalpleri ve güveni zedelenmiş bir toplum var.
​Hz. Fatıma Hayali ve Şişelerin Dibindeki Gerçeklik
​İçimizdeki en büyük çelişki belki de şu: Gönlümüzde bir Hz. Fatıma iffetiyle bezenmiş eş hayali kurarken, hayatlarımıza vitrinlerin ışıltısında, eğlence mekanlarının isinde ve "şişelerin dibinde" kaybolan silüetleri dahil ediyoruz. Bu, Mevlana’nın o eşsiz uyarısına tosladığımız yerdir: "Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol!" Biz ne olduğumuz gibi görünüyoruz ne de göründüğümüz gibi yaşıyoruz. "Bana ayrı, sana ayrı" işleyen ikili bir ahlak mekanizması icat ettik.

​"Benim Eşim Yapmaz" Putu ve Başkasının Namusu...
​Toplumdaki en tehlikeli virüs, empati yoksunu bu ikiyüzlülüktür. Kendi eşinin bir erkekle fotoğraf çekilmesini dahi "namus davası" gören bir zihniyet, başka birinin eşiyle kurduğu lakayıt ilişkide kendisini nasıl "ak kaşık" olarak görebilir? Kendi ailesine reva görmediği her türlü laubaliliği, başkasının eşine, kızına veya oğluna reva gören bir anlayış, aslında kendi namus kalesini kendi elleriyle yıkmaktadır. Bu durumun adı toplumda çok ağırdır; kişi bu çirkin fiili işlerken aslında koruduğu tek şey kendi egosudur, onuru değil!
​Evlilikler Neden Ölüyor, Bekarlar Neden Korkuyor?
​Sorguluyoruz, "Neden evlenme yaşı arttı? Neden boşanmalar bir salgın gibi yayıldı?"
Cevabı aslında metnin satır aralarında gizli değil mi?
​Sorumluluktan Kaçış, "Ayrılması kolay, hesap sorması yok, namus davası yok" denilen birliktelikler, evliliğin ağır ama onurlu yüküne tercih ediliyor.
​Güvensizlik; Her davet edildiği yere giden, edebi ve namusu sadece "kişisel bir sorun" olarak gören bir çağda, gençler kimin elini tutacağını şaşırıyor.
​Sahiplenme Duygusunun Yitimi; "Gününü gün et, yanına yakıştır, gece gündüz hesapsızca eğlen" felsefesi, aileyi bir "sözleşme" düzeyine indirgedi.

​Ez cümle; Ahlak Bir Bütündür, Bölünemez
​Ahlak, edep ve namus ne sadece kadının omuzlarındadır ne de erkeğin tekelindedir. Bu din, kimsenin keyfine göre fetva çıkaracağı bir alan da değildir. Eğer biz, başkasının ailesinin onuruna verdiğimiz hasarı, kendi ailemize yapılmış bir saldırı gibi görmezsek; "benim eşim ağırbaşlı olsun ama ben her türlü hafifliği yapayım" demeye devam edersek, bu gidişatın sonu karanlıktır.
​Unutmayalım ki; kendi kapısının önünü süpürmeyen, başkasının bahçesindeki çöpten şikayet edemez. Aileyi korumak; önce kendi nefsimizden, sonra kendi bakışlarımızdan ve en nihayetinde o "çifte standartlı" ahlak anlayışımızdan kurtulmakla başlar.

Nur Delice
Ülke Postası Ankara Temsilcisi
DJB.az mubabiri/köşe yazarı

Oxunub: 0
Oxşar xəbərlər
SON XƏBƏRLƏR