dini radikalizm və ekstremizmlə mübarizə

BİR ANNE GİDER, AMA EVLADININ KALBİNDEKİ YERİ HİÇBİR ZAMAN BOŞ KALMAZ


Çocuklarımıza yalnızca bizim için değil, kendi hayatları için de ayakta durmayı öğretmeliyiz.

Beyza bugün KPSS sınavına giriyor. Dün ayağını burktu, ağrıdan gece boyunca uyuyamadı. Buna rağmen bugün sınavına girdi. Dilerim emeklerinin karşılığını aldığı, kendisi için güzel bir başlangıç yaptığı bir gün olur.

Hafta içi çok yorulmuştum. İşten çıkınca eve gidip biraz dinlenmeyi düşünüyordum. Ancak arkadaşlarım, “Nur, sen kokoreçi çok seversin. Gel, biraz kafanı dağıt, kendine de zaman ayır.” dediler. Onlarla birlikte gittim. Daha oturup bir lokma bile yemeden ayağımı burktum eve geldi, ardından hastaneye götürme telaşı başladı. Geceyi bir şekilde idare ederiz, sabah götürürüz diye düşündük. Fakat ağrısı artınca gece hastaneye gitmek zorunda kaldık.

Bütün bu koşuşturmanın ardından Beyza, ayağındaki ağrıya rağmen bugün sınava girdi.

Ama mesele yalnızca bir sınava girmek değildi…

Beyza hâlâ annesini çok özlüyor. Annesine verdiği bir söz var. Onun için okuduğunu, doktor olup annesini iyileştirmeyi hayal ettiğini biliyorum. Annesi hayattayken, “Benim için oku kızım.” dedikçe Beyza da bu hayalin peşinden yürüdü. Anadolu lisesinde takdir alarak okudu. Çünkü bir gün doktor olacak, annesini iyileştirecek ve onu sağlığına kavuşturacaktı.

Fakat şimdi annesi yok.

Ve Beyza bazen, “Annem yoksa okumanın ne anlamı var?” diye düşünüyor.

İşte insanın yüreğini en çok acıtan da bu…

Biz çocuklarımıza okumayı, başarılı olmayı, emek vermeyi anlatırken bazen çok önemli bir şeyi eksik bırakıyoruz. Onlara, hayatın bütün sevdiklerimiz yanımızdayken yaşanmadığını; bazen en çok ihtiyaç duyduğumuz insanlar yanımızda olmadığında da yürümek zorunda olduğumuzu yeterince anlatamıyoruz.

Evet, bizim için okuyun. Emeğimizin, fedakârlığımızın karşılığını verin. Ancak her şeyden önce kendiniz için okuyun, kendi hayatınız için başarın ve kendi ayaklarınızın üzerinde durun.

Çünkü hayat, ne yazık ki her zaman istediğimiz gibi ilerlemiyor.

Geçtiğimiz günlerde diş tedavisi için büyük bir korku yaşıyordum. Annemin yüzüğünü parmağıma taktım. Sonra annemin ölüm haberini ilk aldığım anı düşündüm. O anın soğukluğu, bedenimi ve zihnimi nasıl ele geçirdiği gözümün önüne geldi. Bir saat boyunca sanki hiçliğin içinde kalmıştım; o anın ayrıntılarını bile doğru dürüst hatırlamıyorum.

Sonra kendime şunu söyledim: İnsan bazen öyle büyük bir acıyla karşılaşıyor ki daha önce büyüttüğü korkular küçülüp kalıyor. O gün, “Acı acıyı söker.” sözünün ne demek olduğunu ilk kez bu kadar derinden hissettim.

Bazen insanın zihninde bir şey tamamlanıyor, korkunun hükmü sona eriyor ve kalbi başka türlü atmaya başlıyor. Acı yok olmuyor belki ama insan, acının içinden geçerek başka bir güce ulaşıyor.

Beyza'nın annesine duyduğu özlemi dindiremem. Bir evladın annesinin yokluğunu hiçbir sözle dolduramam. Ama ona annesinin sevgisini, öğretilerini ve hatıralarını taşıyabileceğini anlatabilirim.

Annemin başörtüsünü aldım, Beyza'nın boynuna doladım.

Ona, “Annen hiçbir zaman senden bütünüyle gitmedi. Hatıralarıyla, sana öğrettikleriyle, kalbine bıraktığı sevgiyle hep yanında. O, Allah'tan senin için 18 yıl dilekte bulundu. Seni büyüttü, sana emek verdi. Şimdi senin kendi hayatını kurma zamanın. Annenin sana bıraktığı sevgiyi ve hayalleri yaşatmalısın.” dedim.

“Annen için okumaya söz verdin. O sözünü tutmalısın. Başarmalısın. Ama yalnızca annen için değil, kendin için de… Çünkü senin de yaşayacağın bir hayat, gerçekleştireceğin hayaller ve yürüyeceğin uzun bir yol var.” diye ekledim.

Annemin eşarbını boynuna doladı ve sınava öyle gitti.

Giderken bana, “Annem benim yanımda. Söz verdim. Endişelenmiyorum.” dedi.

O an anladım ki bazen bir insanı ayağa kaldırmak için ona uzun uzun konuşmak gerekmez. Bazen bir eşarp, bir yüzük, bir hatıra ya da yüreğine dokunan birkaç cümle, insana yeniden yürüme gücü verir.

İnsanların umudunu ellerinden almayın. Sevgilerini küçümsemeyin. Hayata tutunma nedenlerini yok saymayın. Yas tutan bir insana hemen güçlü olmasını söylemeyin. Onun acısını yaşamaya, özlemini taşımaya ve yeniden ayağa kalkmayı kendi zamanında öğrenmeye hakkı olduğunu unutmayın.

Ama çocuklarımıza bir gerçeği de mutlaka öğretelim:

Biz her zaman onların yanında olamayabiliriz. Hayatın hangi sınavla karşılarına çıkacağını bilemeyiz. Bu yüzden yalnızca sevdikleri için değil, kendileri için de güçlü olmayı öğrenmeliler.

Bizim için okuyun, bizim emeğimiz için çalışın, size verdiğimiz sevgiyi ve fedakârlığı unutmayın. Fakat her şeyden önce kendiniz için okuyun, kendiniz için başarın ve kendi ayaklarınızın üzerinde durun.

Çünkü bir gün biz yanlarında olmasak bile hayat devam edecek. Bizim onlara bıraktığımız en büyük miras, yalnızca sevgimiz ve hatıralarımız değil; kendi yollarını bulabilme güçleri de olacak.

Ben bugün Beyza'yı sınava uğurlarken yalnızca bir genç kızın geleceği için dua etmedim. Aynı zamanda bir annenin evladının kalbinde yaşamaya devam ettiğine şahit oldum.

Annemin eşarbı Beyza'nın boynundaydı. Annesinin sevgisi ise yüreğinde…

Ve ben biliyorum ki bazı insanlar aramızdan ayrılsa da onlara verdiğimiz sözler, sevgileri ve öğrettikleri bizimle yaşamaya devam eder.

Bir anne evladının elini bir gün bırakabilir; ama ona verdiği sevgi, hayatı boyunca yolunu aydınlatabilir.

Allah bütün annelere sağlıkla evlatlarının güzel günlerini görmeyi, annesini kaybeden bütün evlatlara da acılarıyla yaşamayı öğrenirken umutlarını kaybetmemeyi nasip etsin.

Beyza'ma da bugün girdiği sınavda kolaylık, zihnine açıklık ve gönlüne ferahlık diliyorum.

Unutma kızım; anneni özleyerek de başarabilirsin. Onu kalbinde taşıyarak da yürüyebilirsin. Ve bir gün başardığında, bu başarı yalnızca geçmişte verdiğin bir sözün değil, kendi hayatına sahip çıkışının da eseri olacak.

Çünkü senin hayatın da yaşamaya değer.

Nur Delice

Oxunub: 0
Oxşar xəbərlər
SON XƏBƏRLƏR