dini radikalizm və ekstremizmlə mübarizə

Maskeli Balonun Sonu; Ya Göründüğün Gibi Ol, Ya Olduğun Gibi Görün!



Hayatın fırtınaları arasında savrulurken, insanın en büyük ihtiyacı sığınabileceği dürüst bir limandır. Aileyle, dünyayla, geçimle verilen savaş yetmezmiş gibi; bir de "yanımdaki" dediğimiz kişinin kılıktan kılığa girdiğini görmek, insanın sadece belini bükmekle kalmıyor, ruhundaki o son güven kırıntısını da paramparça ediyor. Mevlana’nın asırlar öncesinden gelen "Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" çağrısı, bugün ne yazık ki modern zamanın "vitrin siyasetine" ve kişisel çıkarlarına kurban ediliyor.
​Karakter Değiştiren Bukalemunlar
​Bir insanı elde etmek, etkilemek ya da yanında tutmak için onun değerlerine bürünmek, aslında en büyük karakter bozunumu değil midir? Eğer bir kişi, karşısındakine şirin görünmek adına onun duymak istediği cümleleri kuruyor, onun kutsallarına -inanmadığı halde- sarılıyorsa, burada sevgiden değil, ancak bir "istismar"dan söz edilebilir.
​Kendi özünden kopup, karşısındakinin aynası olmaya çalışanlar, aslında birer kimlik hırsızıdır. Atatürkçü kadını etkilemek için sahte bir laiklik maskesi takan, ancak özünde bu değerlere kin besleyenle; dini bütün bir eş arayıp, alkol sofralarında "arkadaşlarım için buradayım" diyerek vicdan rahatlatan profil aynı kapıya çıkar: Samimiyetsizlik.
​Değerlerin İstismarı ve İnanç Karmaşası
​Dini kavramları ağzından düşürmeyip, Hz. Fatma gibi bir yaşamın hayalini kurduğunu iddia edenlerin, pratikte tam zıttı bir hayatın figüranı olmaları sadece bir çelişki değildir; bu, inancın kişisel çıkarlara göre eğilip bükülmesidir. "Ben içmiyorum ama ortamdayım" savunması, bir kaçış mekanizmasından başka bir şey değildir. İnsan, inandığı değerlerin ağırlığını taşıyamıyorsa, o değerleri birer aksesuar gibi kullanmaktan vazgeçmelidir.
​Bu durumun yarattığı yıkım, sadece o kişinin sahteliğiyle sınırlı kalmıyor. Karşısındaki samimi insanın emeğine, vaktine ve en önemlisi Allah rızası için beslediği niyetine suikast düzenleniyor. Gönüllü çalışmalarla, iyi niyetle bir davanın parçası olmaya çalışan temiz yürekler, bu maskeli yüzler yüzünden hayata küsüyor, sağlığını kaybediyor ve "bir daha asla" diyerek içine kapanıyor.
​Suç Bastıran Maskeler ve Kaybolan Güven
​Maskesi düşenlerin en büyük savunma silahı, "Ben zaten böyleydim, seni ilgilendirmez" ya da "Sana saygımdan böyle davrandım" diyerek üste çıkmaya çalışmaktır. Oysa gerçek saygı, karşındakini kandırmamak, ona olduğun kişiyi tüm çıplaklığıyla sunmaktır. Sadakati sadece kadının omuzlarına bir kambur gibi yükleyen zihniyet, asıl sadakatin "söze ve öze" olması gerektiğini unutuyor.

​Sözün özü; Erdem Netliktedir.
​İnsanların hayatlarını karartan, onlara "kendimi neden affedemiyorum" sancısı çektiren şey, sizin karakter bozukluğunuz ve taktığınız o ağır maskelerdir. Oysa asıl erdem; yolu, yordamı ve yaşantısı net olmaktır. "Ben buyum" diyebilmek, sahte bir cennet vaat etmekten çok daha ahlaklıdır.
​Toplumun, her rüzgara göre eğilen fırıldak ruhlara değil; duruşu, inancı ve eylemi bir olan "insanlara" ihtiyacı var. Namus da, ahlak da, samimiyet de cinsiyetten öte, insan olmanın asgari şartıdır. Göründüğü gibi yaşayan, yaşadığı gibi görünen o nadir insanlara selam olsun... Çünkü dünyanın geri kalanının yarattığı enkazı ancak onlar kaldırabilir.

Oxunub: 0
Oxşar xəbərlər
SON XƏBƏRLƏR