İnsanlık tarihi boyunca hiç bu kadar çok "başkası" olmaya çalışan bir kalabalıkla karşı karşıya kalmamıştı. Bugün etrafımız, kendi içindeki cevheri keşfetmek yerine, bir başkasının ışığından parça çalmaya çalışan gölgelerle dolu. Oysa ne acı; birinin fotokopisi olmaya çalışırken, kendi orijinal halini yitirmek, insanın kendine yapabileceği en büyük ihanettir.
Kendi Aynasında Kaybolanlar;
Kişilik, dışarıdan giydirilen bir kıyafet değil, içeriden inşa edilen bir omurgadır. Maalesef şimdilerde omurgasızlığı bir yaşam biçimi haline getirenler, başkalarının duruşunu, fikirlerini ve kimliğini birer maske gibi yüzlerine takıyorlar. Özellikle yeri doldurulamayan, değeri zamanında bilinmeyen insanların ardından, onların boşluğunu "düşük kaliteli" benzerleriyle doldurmaya çalışmak hem gidenin hatırasına hakaret hem de kalanın acizliğinin resmidir. Tenekeden davul, samandan ipek olmayacağını bilecek kadar feraset sahibi olmayanlar, liyakatten yoksun omuzlara taşıyamayacakları rütbeler yükleyerek sadece trajikomik bir tiyatro sergiliyorlar.
Örnek Almak mı, Taklit Etmek mi?
Asrın en büyük hastalıklarından biri "hadsizlik" ve bu hastalığın semptomu olan "her şeyi biliyormuş gibi görünme" sevdası. Birilerinin gölgesine sığınıp o gölgede ezilmek yerine, kendi güneşini yaratmaya çalışmak bu kadar mı zor? İnsanlar, taklit etmenin örnek almakla aynı şey olduğunu sanacak kadar körleşmiş durumdalar. Oysa örnek almak; bir ekolün yolunda ter dökerek, o yola saygı duyarak pişmektir. Taklit ise sadece şekilcidir; ruhu yoktur, derinliği yoktur.
Bir idolünüzün olması, ona "Hocam, sizin kaleminiz için daha kırk fırın ekmek yemem gerek" diyebilme olgunluğunu gösterdiğinizde anlam kazanır. Aydın bir Türk kadını olmanın ilk şartı, haddini ve hududunu bilmektir. Ancak ne yazık ki dün kalem tutmamış ellerin bugün "Ben de köşe yazarıyım" diye ortada gezinmesi, kelimelerin namusuna yapılmış bir saldırıdır.
Kelimelerin İtibarı ve Sahte Kimlikler
Bugün kime çarpsanız gazeteci, kime baksanız köşe yazarı, kime sorsanız fenomen... Sosyal medyanın sunduğu o sahte vitrinlerde, içi boş kalıpların süslü cümlelerle ve selfielerle ambalajlandığını izliyoruz. Gazete köşeleri, entelektüel bir birikimin değil, alelade tutulmuş günlüklerin mekanı haline getirildi. Kirli niyetlerini temiz maskeler ardına saklayanların, başkalarının emeği üzerinden kar devşirenlerin o sinsi gülüşlerini görüyoruz. Ama unutulmasın; ne başarı bir tesadüftür ne de asalet sonradan satın alınabilir.
Asalet soydan gelir, karakterde şekillenir, edeple taçlanır. Özellikle bir kadının hanımefendiliği, nerede duracağını ve nerede susacağını bilmesiyle ölçülür. Başarıyı birilerine benzeme yarışında değil, kendisi olma savaşında kazananlar asıl galiplerdir.
Kısaca ifade etmek gerekirsek başkalarının aynasında yansıyan o eğreti gölgeler, gerçek kimliklerin ışığı karşısında silinip gitmeye mahkumdur. Bizler, taklitlerin gürültüsü arasında kendi sessiz ve asil duruşumuzu korumaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki; taklitler asıllarını yaşatır ama taklit edenleri asla var etmez.
Nur Delice
Oxunub: 0