Aile kavramının dibine kim dinamit koyuyorsa bunun siyaseti olmaz. Her kim milli ve manevi değerlerimizin, toplumun çekirdeği olan aile yapımızı bozuyor; bir kadının onurunun kırılmasına, çocuklarının bundan etkilenip başını eğmesine sebep oluyorsa, bunun toplum huzurunda mutlaka bir karşılığı olmalıdır.
Bugün birçok kişi “özel hayat beni ilgilendirmez” diyerek bu meseleleri görmezden geliyor. Oysa özel hayat diyerek susulan her yanlış, yarın toplumun tamamını etkileyen bir yaraya dönüşür. Özel hayatı beni ilgilendirmez diyen her kadın, bu karmadan nasibini alacaktır.
Hangi kadın bir ailenin yıkılışına sebep olur, başka bir kadının ve çocuklarının hakkına girerek bir yuvayı gözyaşına boğarsa; bir gün başka bir kadın tarafından kendisi de o aldatılmışlık acısını sonuna kadar yaşayacaktır. İşte buna ilahi adalet denir.
Kadın ya da erkek… Eğer evindeki eşine verdiği sadakat sözünü göz göre göre çiğniyor, başka bir kadınla ya da erkekle aldatıyorsa; o acıyı mutlaka yaşayacaktır. Belki kendisi yaşar, belki oğlu ya da kızı… ama yaşattığı acının yankısı mutlaka bir gün kendi kapısını çalacaktır.
Haksızlık ediyorsa, gözyaşına sebep oluyorsa ya da aldatıyorsa; bunu yaşamadan ölmez. Allah’ın vaadi bu yöndedir. İnsan kırdığı yerden kırılır.
Erkekler de “benim eşim namusludur, asla yapmaz” diye büyük konuşmasın. Rabbim bir öç alacaksa, en namuslu bildiğinizin bile şirazesi kayabilir. Bu yüzden kimse büyük konuşmamalı.
Ankara’ya geldiğimden beri iş hayatında gördüğüm bazı manzaralardan bıktım. Patron sevgilisi olan güvenlik görevlilerinden, temizlik görevlilerinden… İşe girmek ya da bir unvan almak için eşini aldatan kadınlardan bıktım. Bu yüzden bazı kurumlarda böyle kadınları işe almam diyerek istifa ettiğim bile oldu.
Ama ne yazık ki hayatın her alanında bu tür insanların, bu tarz iğrenç ilişkilerle terfi alıp unvan kazandığını görüyoruz. Aslında bu bizim de ayıbımız. Çünkü “özel hayat” diyerek görmezden geliyor, hatta farkında olmadan destekliyoruz.
Çünkü birçok insanın işine geliyor.
Karakterini öğrendikleri kadınların peşine düşüyorlar. Siz sanıyorsunuz ki düzeni sağlamak için işten çıkaracaklar; ama en başarılı personeli gözden çıkarıp yine o kadını işten çıkarmıyorlar. Çünkü “elimin altında dursun, yarın bir gün bana da lazım olur” mantığıyla hareket ediliyor.
Sayfalara bakıyorum, herkes siyasi unvanların üzerine yazıyor. Sırf partilere zarar vermek için birilerini hedef gösteriyor. Oysa önce insanın kendi çevresine bakması gerekir. Elini yanağına koyup etrafına bak: Bu görüntülerin muhatabı olan kaç kişi var çevremizde?
Önce en yakınındaki arkadaşlarının yanlışlarına bir anne, bir baba olarak buğuz edip uzaklaş. Ondan sonra siyasilerin peşine düş.
Bir baba ve bir anne olarak çocuklarınızın yüzüne nasıl bakıyorsunuz? Eşlerinizin yüzüne nasıl bakıyorsunuz? Bunu anlamak gerçekten zor.
Aldatan bir eş… Eşi sana sevgiyle bakarken, evine alıp yemeğini hazırlarken, giysini yıkarken, kirlettiğin klozeti bile tiksinmeden temizlerken; ütünü yapıp seni insan içine temiz, pak gönderirken… Sen o kıyafetlerle başkasıyla kırıştırıyorsan, başkasının namusuyla eğlence merkezlerinde eğleniyorsan, dokunuyorsan ve hiç vicdan azabı duymuyorsan; kusura bakma ama sen insan değilsin.
Çünkü aynı şey senin eşinle yaşansa, sen bunu “namus davası” sayıp adam öldürmeye kalkarsın, değil mi?
Peki bunun eşi seni neden öldürmüyor? Hiç düşündün mü?
Sana hak olan, yanındaki kadının eşine hak değil mi?
İşte ilahi adalet bunun için var. Yaşattığını yaşa ki, iliklerine kadar acıttığın o yüreğin ne hissettiğini anlayabilesin.
Ne yazık ki bugün aldatma oranlarının kadın ve erkek arasında neredeyse yarı yarıya yükseldiği söyleniyor. Artık en az erkekler kadar kadınların da aldattığı konuşuluyor.
Size müstehak diyorum.
Bir kadın olarak söylüyorum; kadının “rahim” isminden gelen kutsallığına sahip çıkmamasından iğreniyorum. Ama aynı zamanda aldatılan eşlere de üzülüyorum.
Belki de bu kadar iğrençliğin olduğu bir ortamda bazı insanların boşanmak yerine öldürmeye kalkmasının, namus cinayetlerinin artmasının sebeplerinden biri de toplumun bu kadar laçkalaşmış olmasıdır.
Eskiden “kader mahkumu” kelimesine çok kızardım. Ama bugün bazı insanların sürekli bu tür ihanetlere maruz bırakıldığını görünce, adeta “öldür beni” der gibi kışkırtıldıklarını düşünüyorum.
Tıpkı komşusuyla eşini aynı yatakta yakalayıp sonunda bakım evine sığınan o hemşire gibi…
Bugün geldiğimiz noktada insanlar artık kimseye güvenemiyor.
Komşuya güvenme…
Arkadaşa güvenme…
Dosta güvenme…
Yöneticine güvenme…
Artık insanlar eşlerini arkadaşlarıyla tanıştırmaktan bile çekinir hale geldi. Evine misafir çağırmayı bile düşünmez oldu.
Bunları gördükçe artık ne evli ne bekar kimseyi evime çağıracaklarını düşünmüyorum. Çünkü evli bir kadına ya da erkeğe zafı olanın, kendi eşine de zafı olabilir.
Sonra da “Ben bekarım, evli olan düşünsün. Onun namusunu ben mi düşüneceğim? Davet etti, gittim.” gibi aciz bahanelere sığınılıyor.
Oysa bu sözler, gelmiş olduğumuz toplumsal yozlaşmayı bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Ahir zaman… seni hiç sevmedim.
Müslümanlık çok ağır geliyor insanlara. Ama münafıklık öyle bir kolaylaşmış ki, Müslüman değilim diyenleri bile aşmış durumda.
Nur Delice
Oxunub: 19